İçeriğe geç
Muğla Fokus

Gündelik meraklara sade bir odak

Psikoloji 3 dk okuma Tuna Ersöz

Zor Günlerde Ne Söylenir? Taziyenin Sade Dili

Yas tutan birine ne söyleyeceğini bilememek yaygın bir kaygı. Fayda etmeyen kalıplar ve gerçekten işe yarayan sade yaklaşımlar.

Bir tanıdığın başına ağır bir şey geldiğinde, ilk hissedilen çoğu zaman üzüntü değil çaresizliktir. İnsan ne söyleyeceğini bilemez, yanlış bir cümle kurmaktan korkar ve bu korku yüzünden bazen hiçbir şey söylemez. Oysa zor günlerde en çok kırgınlık yaratan şey yanlış cümleler değil, hiç görünmeyen insanlardır. Susmanın nedeni saygı olsa bile, karşı taraf onu çoğunlukla ilgisizlik olarak yaşar.

Doğru cümleyi aramaktan vazgeçmek

Yas ya da büyük bir kayıp karşısında söylenebilecek sihirli bir cümle yoktur. Hiçbir söz olanı geri getirmez, acıyı hafifletmez. Bu gerçeği kabul etmek aslında rahatlatıcıdır; çünkü kimseden acıyı çözmesi beklenmez. Beklenen tek şey, orada olmaktır. "Ne diyeceğimi bilemiyorum ama yanındayım" cümlesi, uzun uzun kurulmuş teselli konuşmalarından daha samimi ve daha taşınabilir bir cümledir.

Bu yüzden mükemmel bir mesaj yazmaya çalışmak yerine, kısa ve sade bir mesajı zamanında göndermek daha değerlidir. Zor günlerde geç kalınan sıcaklık, hiç gelmemiş gibi hissedilebilir.

Yardımcı olmayan alışkanlıklar

Niyeti iyi olan bazı kalıplar, karşı tarafa fayda yerine yük bindirir. "Onun için hayırlısı buymuş" gibi cümleler, yaşanan acıyı açıklama girişimidir ve çoğu zaman kabul edilmez. "Anlıyorum, ben de aynısını yaşadım" diye başlayan anlatılar, sohbetin merkezini yas tutan kişiden alıp anlatana kaydırır. "Güçlü olmalısın" cümlesi ise farkında olmadan bir görev yükler; artık kişi hem acı çekmekte hem de dik durmak zorunda hissetmektedir.

Bir başka yaygın hata da acıyı kıyaslamaktır. Daha kötüsünün mümkün olduğunu hatırlatmak hiç kimseyi rahatlatmaz. Bu tür cümlelerin ortak özelliği, karşı tarafın duygusunu bir an önce sonlandırmaya çalışmasıdır. Oysa yasın kendi süresi vardır ve kısaltılamaz.

Somut teklif, genel teklife üstündür

"Bir ihtiyacın olursa ara" cümlesi içten söylenir ama nadiren işe yarar. Zor bir dönemden geçen kişi genellikle ne istediğini bilemez, bilse bile istemeye mecali kalmaz. Bu yüzden teklifleri somutlaştırmak gerekir. Yarın öğlen yemek getirmek, çocukları okuldan almak, resmi işlerden birini üstlenmek, birkaç gün sonra alışverişe gitmek gibi belirli önerilerin kabul edilmesi çok daha kolaydır.

Aynı ilke sohbet için de geçerlidir. Konuşmaya zorlamadan yanında oturmak, sessizliğe tahammül etmek ve gerektiğinde sadece dinlemek, çoğu tavsiyeden daha fazla iş görür. Zor günlerde insanlar akıl değil, eşlik arar.

İlk hafta değil, sonraki aylar

Bir kayıptan hemen sonra çevre kalabalıktır. Telefonlar çalar, ziyaretler sıralanır, mesajlar birikir. Asıl zorluk, bu kalabalık dağıldıktan sonra başlar. Herkes kendi hayatına döndüğünde, yas tutan kişi boşlukla baş başa kalır. Bu yüzden bir ay sonra, üç ay sonra ya da yıl dönümünde atılan kısa bir mesaj, ilk günlerdeki uzun ziyaretlerden daha kıymetli olabilir.

Kaybedilen kişinin adını anmaktan çekinmemek de önemlidir. Yakınları çoğu zaman o ismin unutulmasından korkar. Onunla ilgili güzel bir anıyı hatırlatmak acıyı tazelemez; aksine, o kişinin başkalarının hafızasında da yaşadığını gösterir.

Kendi rahatsızlığını yönetmek

Zor günlerde konuşmaktan kaçınmanın altında çoğu zaman kendi tedirginliğimiz yatar. Acıya yakın durmak insana kendi kayıplarını hatırlatır ve bu rahatsız edicidir. Bunu fark etmek, sessiz kalmakla eşlik etmek arasındaki farkı seçmeyi kolaylaştırır.

Yakınlık derecesinin belirsiz olduğu durumlarda tereddüt daha da büyür. Uzak bir tanıdığın kaybında yazmanın uygun olup olmadığı sorgulanır. Buradaki ölçü basittir: kısa ve sade bir başsağlığı mesajı hiçbir zaman fazla kaçmaz. Fazla kaçan şey, yakınlığın ötesinde bir samimiyet iddiası taşımak ya da ayrıntılı sorular sormaktır.

Zor günler yalnızca ölümle sınırlı değildir. Ağır bir hastalık, iş kaybı, ayrılık ya da uzun süren bir belirsizlik de aynı dili gerektirir. Bu durumlarda çözüm önerileriyle başlamak yerine, kişinin yaşadığını olduğu gibi kabul eden bir cümle kurmak daha iyi karşılanır. "Zor bir dönemden geçtiğini biliyorum" demek, "şöyle yapsan düzelir" demekten çok daha az yorucudur.

Bu alanda ustalık gerekmez. Kısa bir mesaj, zamanında yapılan bir telefon, kapıda bırakılan bir yemek, birkaç ay sonra hatırlanan bir tarih. Zor günlerin dili, güzel konuşmaktan değil, sade ve sürekli olmaktan geçer.